YUKARI ÇIK

Kaç Kişi Online

30 Ağustos 2015 Pazar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!


Güzel insanlar 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Şu iki söz de bu vesileyle şurada dursun:

“Biz kimsenin düşmanı değiliz.Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”
“Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.”

─Mustafa Kemal Atatürk

Gezgin Gözüyle: İzmir Atatürk Müzesi


Tarih Günü bitti ama benim müze gezilerim bitmedi. Doyamıyorum gezmelere yahu! :)
Geçen Konak'taki müzeleri gezmiştik. E dedik Alsancak üzülür sonra, bir de oradaki müzeleri gezmek lazım. Ama biraz şans eseri bulduk iki müzeyi de. İkisi de ücretsizdi. Geçenkilere de bir ücret ödemedik. Sanırım güzel İzmir'imde ücretli müze yok. Eh bu da onun farkı işte :)

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Tarih Günü 3.Durak: İzmir Tarihi Asansör


Hani bazı şehirler sokakları ile anılır ya. Hem öyle büyük olmasına da gerek yoktur o sokakların. Dar sokaklarını kocaman gösteren tarihi vardır çünkü. Tıpkı İzmir'in Karataş semtindeki Asansör Sokağı veya bugünkü adı ile Dario Moreno Sokağı gibi.

28 Ağustos 2015 Cuma

Tarih Günü 2.Durak: İzmir Oyuncak Müzesi


Eveeet arkadaşlar, tarih günümüzün 2. durağı olan oyuncak müzesini gezmeye hazır mısınız? Eğer hazırsanız müzenin size bir mesajı olacak:Hoşgeldiniz, birazdan başka dünyalara gideceksiniz.Geçmişinizi geri getirecek sanki bu oyuncaklar size. Erkekler savaş askerleri ile galip gelmeye çalışıp mutlu oldukları günleri anımsayacak, kızlar ise mutfak setleriyle birbirlerine çay pişirip misafir ağırladıkları günleri... Bazı oyuncaklarsa öyle muhteşem, değişik ve farklı ki onlara hiç sahip olamadığınız için dertleneceksiniz adeta. Ama yine de neşeli birer çocuk olup çıkacaksınız bu müzeden. Geride yeni nesil için biraz buruk bir gülümse bırakarak...”

27 Ağustos 2015 Perşembe

Tarih Günü 1.Durak: İzmir Etnografya Müzesi


Dün “Tarih Günü” adı altında arkadaşımla İzmir'in 3 tarihi yerini gezdik. İzmir'li olmasına rağmen arkadaşımın daha önce gezip görmediği yerlerdi buralar. Bu nedenle ona rehberlik ettim ve sizin için de çok güzel fotoğraflar çektim :)

23 Ağustos 2015 Pazar

Haftasonu Klasiklerinden


Dün dışarıda olduğum için bugünü evde geçirmek istedim. Arka arkaya iki gün dışarı çıkamıyorum pek. Bir günü evde dinlenerek geçirmem şart. Yaşlılık zor şey vesselam! (Ruhu 50 yaşından gün aldı)

21 Ağustos 2015 Cuma

Çiziktirme Terapisi


Merhaba arkadaşlar :)
Tatili evde geçirenlerden biri olarak sıkılma konusunda level atladım adeta. Kitap,dizi,film falan da bir yere kadar idare ediyor. Ben de bugün elime bir kağıt bir kalem alıp çiziktirdim bir şeyler. Zaten bu çiziktirme halleri aylık bir rutin haline gelmişti, bu aylık rutini de tamamlayayım dedim. Terapi gibi oldu yine, kafam rahatladı bir güzel.

20 Ağustos 2015 Perşembe

Korku-Gerilim Filmlerini Aratmayan Bir Rüya


Kuzenimle bizim evin önüne geliyoruz. Girişte yabancı biri var. Yanından geçerken soramıyorum kim olduğunu çünkü elindeki silahın büyüklüğü beni ürkütüyor. Birkaç eşyanızı alıp hemen evden çıkın diye emir veriyor bize. İliklerimize kadar hissediyoruz o korkuyu, çaresizliği.

Patlak Balon


Yeni bir şehir, yeni bir başlangıç, yeni insanlar. Ve benim bu yenilere karşı olan ihtiyacım. Ailemden uzaklaşma, biraz kafamı dinleme, kendi ayaklarımın üzerinde durmak için çabalama isteği. Bunlar itti beni Muğla'ya gitmeye. 30 tane üniversite yazabileceğim listeye tek bir tercih yazarak hem de.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Seni yeneceğim baş ağrısı!


Baş ağrısı bazıları için ender görülen bir şey olurken bazıları içinse hayatın kötü bir parçası haline gelir.Bu durumda ağrı kesici almayı tek çözüm yöntemi olarak görmemeli (şiddetli baş ağrıları hariç), bazı basit yöntemlerle ağrımızı geçirmeye veya en azından hafifletmeye çalışmalıyız.

Biliyorsunuz ki ilaçların kısa vadeli yararı uzun vadede can yakabilir.
Peki blog adı günlük baş ağrısı olan bu kızın baş ağrılarını geçirmek için kullandığı yöntemler nelerdir?

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Dizi: iZombie


Kendime yeni bir dizi bulma arayışına girdiğim sıralarda karşıma çıktı bu dizi.The Walking Dead'ten sonra çıkan diğer zombi dizilerini beğenmemiştim ama bu diziye tam anlamıyla bayıldım! Konusuna gelelim o zaman hemen. Liv Moore kalp cerrahisi üzerine ihtisas yapan başarılı bir asistan doktordur. Geceleyin bir tekne partisine katılır ve bu parti insanların, kullandıkları yeni bir uyuşturucu yüzünden zombiye dönüşmesiyle son bulur. Zombilerden biri Liv'i de yaralar ve böylece Liv sabaha gözlerini bir zombi olarak açar. Yeni zombilerden biri olarak Liv, insanlığını korumak ve açlığını gidermek için taze insan beyni yemeye ihtiyaç duymaktadır. Bunun için bir adli tıp kurumunda işe girer. Fakat yeni beslenme şeklinin bir yan etkisi vardır. Beynini yediği kişiler hakkında görüntüler görmeye başlar. Bu gördüğü görüntülerle de yerel polis dedektifine işlenen cinayetleri çözmesinde yardımcı olur.

16 Ağustos 2015 Pazar

Kitap: Gördüğüne Asla İnanma


Öncelikle yazarın ilk kitabı olan Şah Mat göklere çıkarılırken bu kitabının yerle bir edilmesi hiç hoşuma gitmedi. Kitabın üç okurundan beşi ''Şah Mat'tan sonra bu olmadı Mazzanti!'' diyerek kendince yazarı eleştiriyor. Bir polisiyesever olarak rahatça söyleyebilirim ki bu kitabın eksiği yok fazlası var arkadaşlar. Romanda "kurt" veya "vampir" olarak anılan bir katil var. Kan akıtmaktan, kan görmekten zevk alıyor ve akıl sağlığı, insanlarla bir arada yaşayabilecek kadar yerinde. Üstelik bu katil Psikoloji Enstitüsi'nde de bir profesör. Kendi meslektaşlarından birini öldürüyor. Böylece enstitüdeki 8 profesör şüpheli konuma düşüyor. İçlerinden masum olarak gösterilen profesör Trevis cinayeti araştırmaya başlıyor. Yakın zamanda işlenen iki cinayet ve tam yirmi yıl öncesinde işlenen üç cinayetle profesörünün ölümü arasında bir bağlantı kuruyor. Tabi bu sırada hem kendi hayatını tehlikeye atmış oluyor hem de cinayeti araştıran polis tarafından suçlu bulunuyor. Ama altını kaza kaza ortaya çıkardığı bağlantılarla cinayeti çözüyor.

Hikaye: Saat Seslerine Esir Adam

 

Saat sesleri... Her bir tik-tak kafasında farklı farklı yerlere temas ediyordu. Ve temas ettiği yerde bir çukur oluşturuyordu. O çukurun içinde başka bir tik-tak çukuru daha açılıyordu.Öylece devam ediyordu bu döngü. Ona zarar veriyordu evet. Ama bunu bir çıkış, zihnini çeşitli düşünceler ve anılardan arındıran bir yol olarak görüyordu. Tek ihtiyacıydı bu çünkü artık dayanacak gücü kalmamıştı. Hem ne kadar çabalasa da hiçbir şey eskisi gibi olmazdı. Son zamanlarda ona ne olmuştu böyle? Eve tam sekiz duvar saati almıştı. Niye normal insanlar gibi bir saatle yetinmiyordu? Delirmiş miydi yoksa bilmediği bir hastalığı mı vardı? Üstelik bu durumdan kurtulmak için saatlerin pillerini çıkarması birkaç dakikasını alacaktı. Ama istemiyordu. Bu sesler ona ne kadar zarar verseler de aynı zamanda iyilik ediyorlardı. 

14 Ağustos 2015 Cuma

Dizi: Hannibal



Hannibal'ı izlemeye birkaç gün önce başladım ve ilk sezonu bitirmek üzereyim. 2013 yılında yayına başlamış bir diziyi izlemek için belki biraz geç kalmış olabilirim ama o kadar çok yabancı dizi varken ve hepsi birbirinden iyiyken bunu doğal karşılamak gerek. Peki doğal karşılıyoruz. Nasıl bir diziymiş bu? Hannibal psikolojik bir gerilim dizisi. Hmm. Will Graham ve Hannibal Lecter karakteri arasındaki ortaklık ilişkisi çerçevesinde işleyen karanlık bir dizi. Hmm. Karanlığı severim diyerekten giriştiğim ama aslında bana karanlıktan korktuğumu farkettiren bir dizi aynı zamanda da. O zaman hmm.

13 Ağustos 2015 Perşembe

İlk Blog Yazım


Merhaba :)
Henüz tam olarak blogger gibi hissettirmese de heyecanlı bir şeymiş insanın bir blogunun olması. Tabi bu heyecanın devamlılığı şart. Çünkü bir hevesle açılıp iki üç paylaşımdan sonra terk edilen çok blog gördüm. Açıkçası bu konuda kendime de pek güvenemiyorum.Nedeni belli... Her şeyden çok çabuk sıkılabilen bir yapıya sahip oluşum. Kısacası sonucun ne olacağını zaman gösterecek. Önce ilk yazımı tamamlayayım da gerisi bir şekilde gelecek inşallah. Gelmezse de bir kova su dökersiniz belki işe yarar. (-espri mi yaptın şimdi sen?)
Hoşçakalın :)

*2.yılı devirdik. 
Su dökenleriniz çok olsun.